REHBERLiK

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUK VE ÇALIŞAN ANNE

0-6 yaş arası insan gelişimi için en önemli dönemlerden biridir. Çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal gelişiminin en hızlı olduğu ve kişiliğinin önemli temellerinin atıldığı bu dönemde özellikle aile, çocuğun yaşamında çok etkilidir. Okul öncesi dönemde aile tarafından çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi desteklenerek yetişkinlik döneminde de daha üretici olması, potansiyelini daha verimli kullanabilmesi sağlanabilmektedir. 


Bu dönemde çocuğun fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişiminin sağlanması, olumlu kişilik özelliklerinin temellerinin atılması, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarılması, kendine güven duymasının sağlanması sonucunda okul başarısı da yükselecek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişimi açısından da olumlu sonuçlar elde edilecektir. Burada özellikle önemli olan unsur ise, okulöncesi dönem çocuğunun yeterli derecede etkileşimde bulunabilmesi özellikle ebeveynleriyle yeterli derecede ve şekilde zaman geçirebilmesidir.


0-6 ay arası bebekler için güvende olmak, beslenme ve temizlenme gibi gereksinimlerinin karşılanması çok önemlidir. Özellikle ilk üç ayda bebeğin beslenme, altını değiştirme ve dokunma gereksinimleri bekletilmeden, uzun süre ağlamasına izin verilmeden karşılanmalı, yalnız kalmasına izin verilmemelidir (Bayoğlu, 2010). Bebeklerin sağlıklı bir bağlanma ve güven duygusu geliştirebilmeleri için bakım ve ilgiyi aynı yetişkinden almaları önemlidir. Anne-çocuk ilişkisindeki süreklilik, tutarlılık, aynılık, çocukta temel güven duygusunun özünü oluşturur (Yavuzer, 2003).


Her çocuğun annesine ihtiyacı vardır ve bu ihtiyacın en yoğun olduğu dönem ise yaşamın ilk yıllarıdır. Özellikle okul öncesi dönem çocuğun fiziksel bakım kadar ilgi, sevgi ve özene de en çok ihtiyaç duyduğu dönemdir. 6-12 aylık dönemlerinde de sürekli ilgi ve şefkat isteyen bebekler kendileriyle konuşulmasından da keyif alırlar (Bayoğlu, 2010). 1-3 yaş yaş arasında anneden ayrılmak istemezler, bu durum 3-6 yaşta daha da belirgin şekle gelmektedir. 3-6 yaş arasında çocuklar günün her saatini anne-babalarıyla geçirmek isterler, ebeveynleriyle birlikte iş yapmaktan zevk alırlar. Korunmaya, övülmeye ve sevilmeye en çok ihtiyaç duydukları dönemlerindedirler (Bayoğlu, 2010).


Okul öncesi dönemde anne-baba çocuğunun sosyal yönünü geliştirecek bir tutum içinde olmalıdır. Çocuğuyla etkili bir iletişim kurabilmeli, onun hem duygusal, hem fiziksel hem de zihinsel ihtiyaçlarını karşılayabilmelidir. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayıp onu hayata hazırlamak, sağlıklı bir yetişkin olabilmesi için uygun psikososyal ortamı sağlamak ilk başta anne ve babanın görevidir. Bunun için de çocuğuna ayırdığı zamanın yeterli olması kadar nitelikli olması da önemlidir.


Yeni doğan bebeğin annesiyle yaşayacağı güvenli bağlanma, onun sonraki gelişim dönemlerini de etkileyecektir. Özellikle anne-çocuk arasında yaşanan sıcak ilişki ve fiziki yakınlık çocuğun ileride yaşayacağı tam bağımsızlığı, gelecekteki kişilik özelliklerini, diğer kişilerle olan ilişkilerini de olumlu etkileyecektir (Yavuzer, 2003). Annenin çocuğunu kabul etmesi, ona karşı duyarlı olması, onun özerkliğini tanıması, onun ruh halini ve etkinliğini dikkate alması, çocuğunun gözünde ulaşılabilir bir konumda olması, çocuğunun iletişim girişimlerini tanıması vb. bunların hepsi çocuk ve annenin sağlıklı bir ilişki kurmalarının temelini oluşturmaktadır (Yavuzer, 2003).


Burada dikkate alınması gereken bir diğer konu da annenin çocuğun ihtiyaçlarına cevap verirken kendi gereksinimlerini de gözardı etmemesidir. Unutulmamalıdır ki, annenin ruh sağlığı ve mutluluğu da çocuğun üzerinde çok etkili olan faktörlerdir. Annenin kendi kişisel, sosyal, duygusal ihtiyaçlarını karşılaması, çocuğuyla ilişkisine de olumlu olarak yansıyacaktır. Ev işleri dışında başka hiç bir uğraşısı olmayan, çocuğunu belki de mesleğine tercih etmiş ama bununla birlikte yetersizlik duygusu da yaşamaya başlamış bir annenin çocuğuna karşı tutumu da olumsuz olabilmektedir ve bu durum çocuğun davranışından çok annenin ruhsal halinden kaynaklanabilmektir (Yavuzer, 2003).


İlgili bir anne olmanın yolu sadece 7 gün 24 saat çocuğuyla birlikte olmak anlamına gelmemelidir. Annenin kendisi için birşeyler yapması, yeni bir şeyler öğrenmesi, kendi kişisel gelişimine önem vermesi, kendi isteklerini tatmin etmesi, ekonomik bağımsızlığını yaşaması hem onun mutlu ve doyumlu bir birey olmasını sağlarken hem de çocuğuna da rol model olarak örnek bir birey olmasını sağlayacaktır. 


Çalışan annelerin en sıklıkla yaşadığı duygudurum suçluluktur. Oysa, “çalışmayan ve çocuğunu ayak bağı gibi gören” bir anne nedense “çalışan fakat zamanını doğru ve kaliteli kullanan” bir anne (Yavuzer, 2003) her zaman gönül rahatlığıyla hiçbir suçluluk duygusu duymadan çocuğuyla geçirdiği, onu şımartmadan ama onu ilginin merkezine alan verimli zamanın tadını çıkarabilir. Çalışan bir anne belki çocuğuyla daha az zaman geçirecektir ama bu zamanın ne kadar kaliteli olacağı onun elindedir.


Çalışan anneye sahip olmanın okulöncesi dönem çocuğu için avantajlı yönleri de vardır; kendi başına yetebilme becerisi gelişen çocuk sosyal olarak da ilişkilerini kendi başına düzenlemeyi öğrenir. Arkadaş ilişkilerinde yaşadığı çatışmaları çözümleyebilir, kendini ne zaman, nasıl koruyacağını öğrenir. Bu becerileri kazanması, yetişkinlik döneminde de yaşayabileceği çatışmaları, sorunları çözebilme becerisini güçlendirir. Duygusal gelişimi açısından bakıldığında da tek başına kendi kendine yetebilme becerisi gelişen çocuğun kendine özgüveni de gelişecektir. Anne-babasından ayrı kalabileceğini gören çocuğun bağımsızlık duyguları da artacaktır. Kendi ihtiyaçlarının farkına varabilecek ve ifade edebilecektir.


Burada önemli olan eşlerin birbirine destek olması, annenin kendi isteklerini tartıp değerlendirmesidir. Ama anne, eviyle işi arasında bölünüyorsa, çok yoruluyorsa, eşinden hiç destek alamıyorsa o zaman küçük çocukların bundan olumsuz yönde etkilenmeleri kaçınılmazdır (Yörükoğlu, 2006). Çalışan eşlerin aile hayatlarını sağlıklı biçimde yürütebilmeleri ancak aile içi sorumlulukların da paylaşımı ile mümkün olabilir.


Çocuğun bakımını sağlayacak kişiler ile anne ve babanın tutum birliği içinde olmaları çok önemlidir.  Çalışan anneler genellikle çocuklarını ihmal ettiklerini düşündükleri için çocuklarıyla beraber oldukları zamanlarda, onların her istediklerini yapmak, her istediğini yapmak gibi aşırı davranışlara da yönelebilmektedir. Oysa ki, okulöncesi dönemdeki bir çocuk için yapılabilecek en değerli şey onunla ortak bir şeyler yapmak, oyun oynamak, onunla konuşmak ve onu dinlemektir. Bu hem anneyi hem de çocuğu rahatlatacak ve ilişkilerini de güçlendirecektir.


Yapılan en büyük hatalardan biri de, çocuğun devamlı olarak anneanne ya da babaannenin evinde bırakılması, anne ve babanın da ya her akşam ya da haftada birkaç kez çocuklarını görmeye gitmeleridir. Bu durum çocuğun anne babasından uzaklaşmasına, anneanne ya da babaanneye bağlanmasına sebep olacaktır (Yörükoğlu, 2006). Ne olursa olsun çocuk kendi evinden, anne ve babasından ayrı kalmamalıdır. Çocuğun bakımı kendi evinde sağlanmalıdır. 


Bakıcı ile ebeveynlerin tutumları birbiriyle tutarlı olmalıdır. İşten eve dönüşlerinden itibaren anne ve baba, çocuklarına vakit ayırmalı, bakıcının görevi o zaman sona ermeli ve anne ile baba çocuklarıyla başbaşa vakit geçirmelidir. 


Sonuç olarak, annenin yokluğunda uygun eğitim, bakım ve bunların sürekli, düzenli denetimi sağlandığı taktirde olumsuz duygu ve davranışlar da engellenmiş olacaktır. Çocuğun gelişimi sürecinde duygularında, kişiliğinde, davranışlarında etkili olan unsur annenin çalışıyor ya da çalışmıyor olması değil çocuğuyla kurduğu ilişkinin niteliğidir. 

  

Kaynak: Uluğ, M.O., Karadeniz, G. Okulöncesi ve… Nobel Yayınevi, 15-22.

 

Menü

Facebook




Twitter